Ali Ziyad el-Ali, Uluslararası ve Stratejik İlişkiler Uzmanı

Irak’ın jeopolitik konumu, büyük güçler için bu ülke ile ilişkileri sürdürmek ve korumak için stratejik bir teşviktir. Japonya enerji ve jeopolitik açısından hayati olan bu konumun önemini kavramıştır. Irak, gergin Orta Doğu bölgesinde varlığını sürdürmesi bakımından Japonya için stratejik bir fırsat niteliğindedir. Japonya, özellikle II. Dünya Savaşı’ndan trajik bir şekilde çıktıktan sonra, kısa bir dönemde gerçekleşen stratejik gelişme açısından bir Doğu ülkesi olarak, kalkınmakta olan ülkeler ve bu cümleden olarak üçüncü dünya ülkeleri için her zaman bir ilham kaynağı olmuştur. Dolayısıyla Japonya mucizesi, sadece bir Japon girişimi değil, aynı zamanda bir Batı-Amerikan endüstrisidir. Bunun nedeni, Doğu Asya bölgesinin komünizmin yayılma riskinden mustarip olması ve Batı tarzı liberal ülkeler kurulmasına dönük Batı’nın ihtiyacının gereğiydi. İşte burada kendisi için stratejik destekçiler olması gayesiyle ABD Japonya ve Güney Kore’yi destekledi ve himaye etti.

Irak’taki Japon dış politika araştırmacıları, bu politikanın Japonya’nın ün ve itibarını simgeleyen ve kendi endüstrilerinin yüksek kalitesinden, kültürlerinin özgünlüğünden ve başarılı politikalarından kaynaklanan Japonya’nın yumuşak güç araçları kanalıyla cazibe ve etki yaratmasına dayandığını kavradılar. Bu politikanın ayırt edici özellikleri, Japonya’nın Irak büyükelçisi (Fumio Iwai) tarafından yönlendirilerek belirginlik kazanmakta ve ülkenin orta sınıfları arasındaki popüler ve esnek diplomasi aracını kullanmaya dayanmaktadır. Elçi, Irak’ta bu ülkenin toplumsal dairesi içindeki halk tabanı arasında Japon etkisinin pekiştirilmesi yoluyla, Japonya’nın stratejisi için propaganda yapmaya ve zemin hazırlamaya başlamıştır. Japonya, Irak altyapı sektörüne tahsis edilen fon, hibe ve kredilerde rol oynamıştır. Japonya’nın Irak’taki payının, düşük faizli krediler, hibeler ve insani yardımları içeren yaklaşık 7 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Burada stratejik altyapı sektörüne odaklanarak Japonya’nın büyüme ve kalkınmasının temel taşı olan en önemli stratejik sütunlardan birinin özellikleri açığa kavuşmaktadır.

Japonya, dış politikasında yeni bir yaklaşıma doğru adım atmaktadır; özellikle bölge çevresini ve dünyayı etkileyen zorluklarla başa çıkmak için dış stratejisini değiştirmeye yönelik hareket etmeye başlamıştır. Çünkü Japonya istisnai bir ülke olup Orta Doğu ülkeleri üzerinde büyük bir etki taşımaktadır ve bu etki Orta Doğu bölgesine yayılmıştır. Bu husus, bazı rakip güçlerin artan gücünün ve uluslararası siyaset dosyalarının yönetimine öncülük eden bazı etkili uluslararası güçlerin yenilgisinin bir sonucu sayılıp yapısal olarak tutarsız ve bozulan uluslararası sistemin yapısının stratejik ortamını etkileyen değişimlerden kaynaklanmaktadır. Burada Amerika Birleşik Devletleri’ni kastediyoruz. Bu nedenle, özellikle Orta Doğu bölgesinde ve spesifik olarak Irak’ta ve onu çevreleyen bölgede, Amerika Birleşik Devletleri’nin omuzları üzerinde ağırlık oluşturan dosyaların yönetiminde Japonya’nın rolü ortaya çıkmaktadır. Japonya’nın ilgisi genel olarak Orta Doğu’ya ve özel olarak Irak’a matuftur. Bunun nedeni, Japonya’nın dış politika dinamiklerini ve stratejik politikalarını etkileyen birçok stratejik değişkendir. Son zamanlarda, Japonya Ortadoğu’nun öneminin farkına varmıştır; çünkü bu bölge, başta Çin olmak üzere büyük ve rakip güçlerin birinci derecede özel dikkat ve ilgi gösterdiği bir noktadır ve aynı şekilde bölge jeoenerjik bir önem ve konuma sahip olup büyük bir petrol ve gaz rezervi barındırmaktadır. Bu yüzden, Japonya, bölgenin merkezi ülkeleriyle olan ilişkilerini güçlendirerek varlığını güçlendirmeye çalışıyor ve Irak, Tokyo için taşıdığı jeostratejik ve enerji konumu nedeniyle bu ülkelerin başında gelmektedir. Japonya, Irak’taki varlığını güçlendirerek Çin’in Körfez bölgesindeki rolünü dengelemeye ve bir dizi önemli ittifak oluşturarak, Çin’in (bir kuşak-bir yol) stratejisinin yayılmasını önlemeye çalışıyor. Burada, “askeri” içerikli Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) gibi geleneksel ittifakları değil, süper-stratejik ilişkilerin doğasından kaynaklanan yeni esnek ittifakları kastediyoruz.

Japonya, Irak’ı stratejik derinliği olan bir ülke olarak bölgedeki stratejik girişimlerinin bir dayanağı olması için tercih etmektedir. Japonya’nın Irak’taki varlığını yoğunlaştırmaya olan ilgisi, en önemlileri aşağıda belirtilen birkaç stratejik unsura dönmektedir:

  • Irak’ın Stratejik Bir Engel Olarak Çin’in “Bir Kuşak-Bir Yol” Stratejisine Karşı Konumu:

Japonya, Irak’taki stratejik varlığını güçlendirerek, stratejik etkisini Batı’ya doğru genişletmeyi amaçlayan Çin’in “bir kuşak-bir yol” stratejisinin yayılmasını engellemek için çalışıyor. Bu nedenle Japonya, “bir kuşak-bir yol” stratejisini dumura uğratmak ve aynı şekilde Çin’in bölgedeki strateji yollarında paralel ve etkili bir rol oynamayı sağlayacak stratejik ve jeostratejik bir konuma sahip olan müttefikler bularak Çin’in bölgedeki artan etkisini sınırlamak için Irak’ı hareket platformunun temel taşı olarak seçmiştir.

  • Irak ve Asya-Afrika Büyüme Koridoru Stratejisi:

Japonya ve müttefiki olan Hindistan, Çin’in “bir kuşak-bir yol” projesiyle paralel bir proje başlattılar. Batı’da ve Hindistan’ın batı sınırından başlayıp Afrika kıtasının kalbine ulaşan bir bölgede varlık alanlarını genişlettiler. Bu nedenle, Japonya, özellikle altyapı projelerine girme ve katılma yoluyla strateji direklerini sağlamlaştırmaya çalışarak, »gelecekteki«stratejik varlığı için Irak’ı stratejik bir başlangıç noktası olarak seçmiştir. Bu, İran’ın doğu sınırlarına dek Orta Asya ülkelerinde Çin’in yapmakla meşgul olduğu şeydir. Bu şekilde, Irak, Asya-Afrika büyüme koridoru stratejisi bağlamında paralel bir kutup rol kazanmıştır. Japonya, bu stratejinin yolunu yumuşak ve esnek taktikler kanalıyla açmaya başlamıştır; çünkü Irak’ın iç ve dış stratejik ortamında en başarılı ve etkili strateji budur.

  • Irak ve Japonya’nın Stratejisindeki Enerji Yeri:

Japonya sınırlı imkân ve birincil kaynaklara sahip bir ülke olup bu kaynakları kendi sınırları dışından ithal etmeye tam bağımlıdır. Petrol enerjisinin % 90’ını Körfez bölgesinden ithal etmektedir. Bu nedenle, Japonya’nın enerji güvenliği, ekonomisinin muharrik gücü niteliğindedir. Japonlar, bölgedeki enerji kaynaklarını güvence altına almaya ve özellikle son zamanlarda Körfez ve Irak’taki enerji eksenli varlığını artıran Çin’in bu kaynaklar üzerindeki egemenliğini sınırlamak için adımlar atmaya çalışıyorlar. Bu yüzden, Japonya, bölgede ve özellikle Irak’taki stratejik varlığını pekiştirmenin peşindedir. Japonya aynı zamanda Irak ve bazı Körfez ülkeleri gibi enerji üreten ülkelerle olan stratejik ilişkisini genişleterek Çin’i coğrafi olarak marjinalleştirmeye çalışmaktadır.

  • Bölgede ABD Stratejik Varlığının Güçlendirilmesi:

ABD, dikkatini Doğu Asya’ya yönelttikten ve bölgedeki stratejik güç muvazenesinin temelindeki dengesizlik neticesinden sonra, Japonya, stratejik dengenin onarılabilecek boyutunun restorasyonu için işe koyuldu. Bu eylem, ortak bir yönlendirme stratejisi temelinde yapılıp bazı stratejik aksiliklerden mustarip olan ve Amerika ile Japonya’nın bir takım küresel ve bölgesel rakiplerinin gücünün artışına yol açan Amerikan stratejisine yardım etmede Japonya’ya bir rol oynama şansı verdi. Bu gelişmekte olan güçlerin başında, stratejik ve ekonomik kollarını bölgeye daldırmaya başlayan Çin gelmektedir. Bundan dolayı, Japonya’nın bölgeye ve spesifik olarak Irak’a göstermiş olduğu ilgi, kendi ile Batılı müttefiklerinin lehine stratejik dengeyi koruma ve sürdürmeyi amaçlamaktadır.

  • Uzaktan Stratejik Denge Yönetimi:

Çin’in sessiz ve barışçıl bir ekonomik ve askeri güç olarak ortaya çıkmasının ardından, Japonya’nın stratejik ihtiyacı, denizaşırı etkinin genişletilmesi yoluyla stratejik dengenin sağlanması için Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (APEC) dışındaki stratejik varlığının genişletilmesini gerektiriyordu. Çin ve Japonya bunu aynı anda yapmaktadır.Bu güçler Orta Asya ve Orta Doğu gibi jeostratejik alanlarda stratejik varlıklarını sürdürmek için rekabet etmektedir. Bu sebeple, Japonya bölgesel boyutların ötesinde bir etkisi olan daha geniş bir uluslararası dengeyi yönetmeye bel bağlamaktadır. Japonya bu stratejiyi Asya-Pasifik bölgesindeki jeostratejik kısıtlamalar, coğrafi dağınıklık, güçlerin çokluğu ve onların ihtilaf ve rekabeti nedeniyle benimsemiştir. Sonuç olarak Japonya, varlığını pekiştirerek uluslararası dengeyi istikrarlı kılmak ve güçlendirmek ve bu dengenin etkisinin bölgesel boyutun ötesine uzayarak Doğu Asya ve onun bölgesel boyutlarına yansıması için Orta Doğu ve Körfez’e yönelmiştir.

Netice itibariyle bazı rakip güçler (Çin ve müttefikleri) ile karşı karşıya gelmekten mustarip olan Japonya’nın Asya-Afrika büyüme koridoru stratejisinin temellerini güçlendirmek amacıyla, unsurlarını gerçekleştirmenin çok çaba gerektirdiği önemli bir stratejik proje olan “gizli sızma” doktrinini benimsediğini söyleyebiliriz. Japonya, stratejisinin temellerini ve sütunlarını güçlendirmek için bölgesel yerli aktörlere güvenmenin gerekli olacağını fark etti -burada Irak’ı kastediyoruz- ve Irak toplumunda cazibesini artırarak stratejisini geliştirmek ve uygulamak için adım attı ve de bölgedeki en önemli stratejisinin ikinci odak noktası saydığı Irak’ın altyapı sektörüne yatırım yaptı.