Özet

Türkiye-ABD İlişkileri son dönemlerde gerilimli bir süreçten geçmektedir. İki ülke arasında yaşanan krizler ilişkileri hassas ve kırılgan bir zemine taşımıştır. Bu bağlamda son dönemdeki krizlerin mahiyeti ve temel nedeninin ne olduğu ve ayrıca bunun ne gibi stratejik seçenekleri gündeme getirdiği hususu, önemli bir soru olarak zihinleri meşgul etmektedir. İki ülke arasındaki ilişkilerin bundan sonra nasıl bir noktaya evrileceğine ilişkin yapılacak çalışmalara teorik bir altyapı katkısı sunmayı amaçlayan bu makale, betimleyici-analitik metottan istifade ederek belirtilen soruyu yanıtlama doğrultusunda bir makro perspektifle tüm yaşanan krizleri izah edebilecek bir hipotezi savunmaktadır. Bu hipoteze göre, Soğuk Savaş’ın bitmesiyle yeni dönemde, liderliğini yaptığı hegemonya sistemi içinde ABD, Türkiye’yi rızaya dayalı bir şekilde konumlandıramamış ve Türkiye’nin Osmanlıcılık siyasal kimliğiyle içte ve dışta izlediği siyaset de bununla çarpan etkisi yaparak krizlere yol açmış ve durumun vahim bir hal almasıyla Türk siyasal eliti nezdinde Avrasyacılık ve realist bir siyaset izleyerek NATO’da kalınması yönünde ikincisinin ağır bastığı iki stratejik seçenek tartışılmaya başlanmıştır.
Anahtar Kavramlar: Türkiye, ABD, ilişkiler, hegemonya, Osmanlıcılık, Avrasyacılık, NATO.
Giriş
Toplumsal ilişkilerde krizler insanlar, devletler, hükümetler ve örgütler gibi özneler tarafından deneyimlenen kaotik durumlardır. “Kriz” kelimesi, bozukluk anlamını içerir. Kriz, normal ya da istikrarlı olmayan bir durum ve aynı şekilde aniden meydana gelen ve herhangi bir sistemin rutin süreçlerini kıran acil bir vaziyet olarak da açıklanabilir. Uluslararası literatüre ise “kriz” kavramı, Alman edebiyatından “savaş yok ama barış da yok” diye ifade edilen bir somut durum betimlemesiyle girmiştir.
Bununla birlikte uluslararası ilişkiler disiplininde bugün kriz, devletler arasındaki ilişkilerin seyrini değiştiren diplomatik, ekonomik ve askeri kırılma noktaları olarak algılanmaktadır. Kriz siyasal, ekonomik ve askeri nitelikte olabilir. Lakin bütün krizler en az bir devletin temel değerlerini tehdit etmesi ve krizden mustarip devletler arasındaki ilişkilerin geleceğini perdeleyip iphamda bırakması açısından birbirleriyle ortak özellikler taşır. Öte yandan uluslararası ilişkilerde, her kriz bir devleti kazanan ya da kaybeden yapabilir. Ama doğal olarak, her devlet kazanan olmak ister. Bu durumda krizler bir şey kazanma fırsatı olarak da değerlendirilebilir. Elbette bu da her şeyden önce, iyi düzenlenmiş bir kriz yönetimi programının gerekliliğini ortaya çıkarır.
İçinde kaos, bozukluk, rutin süreçlerin akamete uğraması, negatif kırılma noktaları, temel değerlerin tehdit edilmesi ve ilişkilerin geleceğinin iphamda bırakılması gibi unsurlar barındıran kriz kavramı, uluslararası ilişkilerde iki veya daha çok devletin birbirleriyle ilişkilerinin nitelenmesi bağlamında kullanıldığında, ortada kapsamlı bir şekilde düşünülmesi gereken ve rasyonel karar alma mekanizmalarının kullanılmasını gerektiren sorun veya sorunlar yumağının varlığına delalet eder.

PDF İndir