Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde meydana gelen sosyal değişimlerden bahsetmeden önce, Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923 yılında tesisinden sonra ülkede meydana gelen değişikliklerin iyi anlaşılabilmesi için Türkiye’nin yakın tarihine bakmak gerekir. Cumhuriyetin kuruluşuna kadar Osmanlı hilafetine dayalı İslami, sosyal bir karakter sergileyen Türkiye, zorla cumhuriyete dayalı laik bir devlet yapısına büründü. Yönetim anlayışı olarak Cumhuriyet, Türk toplumunun büyük bir kısmı ile keskin bir anlaşmazlık içine girerek onları İslami gelenekleri ve muhafazakâr örf ve adetleri terke zorlamaya çalıştı. Fakat başarılı olamadı.

Kemal Atatürk’ün Toplumsal Devrimi

Türkiye’nin modernleşmesi adına Mustafa Kemal Atatürk Devrimi, Türk halkına dini, sosyal ve siyasal alanda birçok sonuç getirdi. Sosyal ve dini açıdan bakıldığında, İslami geleneklerin ve kültürün reddedilmesi, modern Türkiye’de toplumsal ve dini değişimin temel faktörlerinden biri olarak sayılabilir.

Atatürk’ün reformları, Batı modeli temelinde yeni bir yaşam tarzını netice verdi ve o tarihten sonra Türkiye tamamen laik bir devlet oldu. Aslına bakılırsa, Atatürk’ün İslam’ın politik rolünü sona erdirme ve İslam’ı siyasi yaşamdan kaldırmaya yönelik politikaları, görünüşe göre, İslam’ın sosyal hayattaki pek çok yönünü de ortadan kaldırmaya yönelik bir girişimdi.

Geçen yüzyılın sonuna kadar, dini kurumlar Osmanlı dönemindeki dini yönetimden farklı olarak marjinal bir rol oynamışlar ve cılız sorumluluklar üstlenmişlerdir. Bu bağlamda, açıktır ki cumhuriyetin ilk yıllarında kentsel toplum, kırsal bölgelerde yaşayanlara nispeten bu reformlardan çok daha fazla etkilenmiştir. Örneğin İstanbul ve Ankara’da pek çok kişi Ramazan orucuna ehemmiyet vermemeye başladılar ve çocuklarına beş vakit namazı öğretmediler.

Şeriatın, insanların hayatlarından yavaş yavaş kaybolması ile (görünüşte),İnsanların neyin iyi ya da kötü olduğunu yapmasını engelleyebilecek olan dini otorite, irticai bir olguya dönüşen din anlayışıyla ortadan kalktı. Ancak, pek çok mütedeyyin ve muhafazakâr, Kemal Atatürk’ün reformlarını kabul etmeyi reddettiler, buna karşın sessiz bir şekilde, laik devlet kurumlarıyla yüzleşmekten kaçınarak, İslami gelenekleri uygulamaya ve dini kurumlarını gizlice kurmaya devam ederken, kırsal alanlarda farklı konumlar vardı.

1925 sonunda tüm tarikat müesseselerinin kapatılması ile Anadolu’nun sosyal yaşamında yüzyıllar boyunca yaygın bir etkisi olan tekke ve zaviyelerde öğretilen tasavvufun temel ilkeleri son buldu.

İşin aslına bakıldığında, tasavvuf öğretileri daha çok ruhani felsefeye, ruhun arındırılmasına yönelmiş, hayırlı ve salih insanın inşa edilmesine odaklanmış ve Türkiye’de İslami davetin çalışmalarına büyük katkı sağlamış ve bu dersler ise sufilerin evlerinde verilmiştir.

PDF indir

TEILEN
Lisans derecesini Musul Üniversitesi İstatistik bölümünden ve Dublin Üniversitesi’nde Bilgisayar Bilimlerinden almıştır. Ayrıca Dublin Teknoloji Enstitüsü’nden yüksek diploma sahibidir. Akademik, Analatik ilgi alanları arasında Türkiye ve Körfez ülkelerinde politika ve ekonomi bulunur.